Sebe Sûresi
Kütübü Sitte - 4.Cilt · Sayfa 121
Kütübü Sitte - 4.Cilt kitabının "Sebe Sûresi" bölümü 121. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Kütübü Sitte - 4.Cilt.
kalmayan bir kimse: "Bu, Allah'ın rızası aranarak yapılan bir taksim değildir" demiş, bu söz Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı son derece öfkelendirmiş ve üzmüştür. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle diyerek teselli olmaya çalışır: "Allah, Musa'ya rahmet buyursun, o bundan daha ziyade eziyete maruz kalmıştı da sabretmişti."
Şüphesiz Hz.Musa'nın kavminden çektiği eziyet bundan ibaret değildi. Bu anlatılan, pek çok eziyetten sadece bir tanesidir.
Hadisin sonunda (muhtemelen) Ebû Hüreyre'nin izahı diye kaydettiğimiz derc, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'tan dinlenmiş bir açıklama olmalıdır. Zira bu gibi gaybtan ihbarı, sahabi yapamaz. Böyle ifadeler hükmen merfu kabul edilir.{198}
SEBE SÛRESİ
1. Hadis-i Şerif
عن فروة بن مسيك المرادى رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قُلْتُ. يَارَسُولَ اللّهِ أَلَا أُقَاتِلُ مَنْ أدْبَرَ مِنْ قَوْمِى بِمَنْ أقْبلَ مِنْهُمْ؟ فأذِنَ لِى في قِتَالِهِمْ وَأمَّرَنِى فَلَمَّا خَرَجْتُ سَألَ عَنِّى مَا فَعَلَ الغُطَيْفِيُّ؟ فأخْبِرَ أنِّى قَدْ سِرْتُ فأرْسَلَ في أثَرِى فَرَدَّنِى. فقَالَ: ادْعُ الْقَوْمَ، فَمَنْ أسْلَمَ مِنْهُمْ فَاقْبَلَ مِنْهُ، وَمَنْ لَمْ يُسْلِمْ فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِ حتَّى أُحْدِثَ إلَيْكَ، قَالَ: وَأنْزَلَ في سَبأٍ مَا أنزلَ. فَقَالَ رَجُلٌ يَا رسُولَ اللّهِ! وَمَا سَبَأٌ؛ أأرْضٌ أوِ امْرأةٌ؟ قالَ: لَيْسَ بِأرْضٍ وَلَا بِامْرأةٍ، وَلَكِنَّهُ رَجُلٌ وَلَدَ عَشْرَةً مِنْ الْعَرَبِ. فَتَيَامَنَ مِنْهُمْ سِتَّةٌ وَتَشَاءَمَ أرْبَعَةٌ. فَأمَّا الَّذِينَ تَشَاءَمُوا: فَلَخْمٌ، وَجُذَامٌ، وَغَسَّانُ، وَعَامِلَةٌ. وَأمَّا الَّذِينَ تَيَامَنُوا: فَالازْدُ، وَالاشْعَرِيُّونَ، وَحِمْيرُ وَكِنْدَةُ، وَمُذْحِجُ، وأنْمَارٌ. فقَالَ رَجُلٌ: وَمَا أنْمَارٌ قالَ: الَّذِينَ مِنْهُمْ خَثَعَمُ وَبَجِيلَةُ[. أخرجه أبو داود والترمذى .
1. (753)-Ferve İbnu Müseyk (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e bir gün:
"- Ey Allah'ın Resulü, kavminden yüz çevirenlere karşı, İslâm'ı benimseyenlerle bir olup mücadele edeyim mi?" diye sordum. Onlarla savaşma hususunda bana izin verdi ve beni emir tayin etti. Ben (Medine'den) ayrılınca:
"- Gutayfî ne yaptı?" diye benden sormuş. Kendisine, gittiğim söylenince hemen peşimden birisini göndererek beni geri çağırdı ve şu talimatı verdi:
"- Kavmini İslâm'a davet et. Onlardan İslâm'a gelenlerin Müslümanlığını kabul et. Kabul etmeyenler için savaşmakta acele etme, ben sana yeni bir emir gönderinceye kadar bekle."
Der ki: Sebe kavmi hakkındaki âyetler nâzil olmuştu. Bir adam sordu:
"- Ey Allah'ın Resûlü, Sebe de ne? Bir yer veya bir kadın mıdır?"
"- Ne bir yer, ne de bir kadın değildir. Bilakis bir erkektir. On çocuklu bir Arap. Bu çocuklardan altısı Yemen cihetine gidip yerleşti, dördü de Şam cihetine gidip yerleşti. Şam tarafına gidenler Lahm, Cüzâm, Gassân ve Âmile kabilelerini ortaya çıkardılar. Yemen tarafına gidenler ise Ezd, Es'ariyyun, Hımyer, Kinde, Müzhic
ve Enmâr halkını meydana getirdiler."
Bir adam:
"- Enmâr da ne?" diye sordu.
"- Enmâr, dedi, Has'am ve Becîle kabilelerinin mensup olduğu cemaattir." [Ebu Dâvud, Huruf ve'l-Kırâ'ât 1, (3978); Tirmizî, Tefsir, Sebe, (3220).]{199}
2. Hadis-i Şerif
وعن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]إنَّ نَبِيَّ اللّهِ ﷺ قالَ: إذَا قَضَى اللّهُ تعالى الامْرَ في السَّمَاءِ ضَرَبتِ المَلَائِكَةُ عَلَيْهِمُ السَّلَامُ بِأجْنِحَتِهَا خُضْعَاناً لقولِهِ كأنَّهُ سِلْسِلَةٌ عَلَى صَفْوَانٍ فإذا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ؟ قَالُوا لِلَّذِى قَالَ الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ فَيَسْمَعُهَا مُسْتَرِقُ السَّمْعِ، وَمُسْتَرِقُوا السَّمْعِ هكذَا بَعْضُهُ فَوْقَ بَعْضٍ، وَوَصَفَ سُفْيَانُ بِكَفِّهِ فَخَرَّقَهَا وَبَدَّدَ بَيْنَ أصَابِعِهِ فَيَسْمَعُ الْكَلِمَةَ فَيُلْقِيهَا إلى مَنْ تَحْتَهُ حَتَّى يُلْقِيهَا عَلى لِسَانِ السَّاحِرِ أوِ الْكَاهِنِ فَرُبَّمَا اَدْرَكَهُ الشِّهَابُ قَبْلَ اَنْ يُلْقِيهَا، وَرُبَّمَا ألْقَاهَا قَبْلَ أنْ يُدْرِكَهُ. فَيَكْذِبُ مَعَهَا مِائَةَ كَذْبَةٍ. فَيُقَالُ ألَيْسَ قَدْ قَالَ لَنَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا وَكذَا وَكذَا؟ فيُصَدَّقُ بِتِلْكَ الْكَلِمَةِ الَّتِى سُمِعَتْ مِنَ السَّمَاءِ[. أخرجه البخارى والترمذى .
2. (754)-Hz. Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki:
"Allahu Teâla Hazretleri semâda bir işin yapılmasına hükmetti mi, Rabb-i Teâla'nın sözüne ihtiramla, melâike (aleyhimüsselam) korku ile kanatlarını birbirine vururlar. Rabb Teâla'nın işitilen sözü düz bir kaya üzerinde (hareket eden) zincirin sesi gibidir. Meleklerin kalplerinden korku açılınca (Cebrail ve Mikail gibi mukarreb meleklere):
"- Rabbiniz ne buyurdu?" diye sorarlar. Onlar da:
"- Allah Teâlâ hazretleri hakkı söylemiştir. Zaten O, yüce ve uludur" derler. O'nun sözünü, kulak kabartan (şeytanlar gizlice) işitir. Kulak hırsızı şeytanlar (yerden göğe kadar) birbirlerinin üstünde (zincirleme) dizilmiş ve kulak hırsızlığına hazırlanmış bulunur. - Süfyan (İbnu Uyeyne) eliyle tarif etti: Parmaklarını önce (üst üste) dizdi, sonra açtı- (En üstteki, ilâhî kelamı işitir ve alttakine verir, o da kendi altındakine verir. Böylece gele gele sihirbaz ve kahinlerin diline kadar ulaşır. Bazan kelimeyi aşağıdakine vermeden önce bir şahap, şeytana ulaşır. Bazan şahap kendisine isabet etmezden önce kelimeyi aşağısındakine vermiş olur. (Sihirbaz ve kâhinler kendilerine bu şekilde ulaşan hırsızlama habere) yüz kadar da kendileri ilâve ederek yalanlar düzerler.
Emr-i İlâhî yeryüzünde tahakkuk edince halk kendi arasında: "Bu işin olacağı bize daha önce falan falan günlerde haber verilmemiş miydi?" derler. Böylece, semada (kulak hırsızlığı yoluyla) işitilmiş olan haber böylece tasdik edilir." [Buharî, Tefsir, Sebe 1, Hicr 1; Tirmizî, Tefsir, Sebe, (3221).]{200}
Kütübü Sitte - 4.Cilt uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir