Tanıyanların Dilinden — Sayfa 37

Ahmed Şahin

Tanıyanların Dilinden kitabının 37. sayfası — Ahmed Şahin bölümü. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; metin aşağıda basılı nüsha görünümüyle.

Ahmed Şahin

Tazyikler Başlıyor (1932)

Bu tarihlerde, Resûlullah’ın zamanında Hazreti Cebrail’in okuyarak başlattığı ezan-ı Muhammedî değiştirilerek “Tanrı Uludur” şekline getirilir. Ancak Bediüzzaman buna asla itibar etmez, kendine mahsus mescidinde imamlık yaptığı birkaç kişiyle birlikte ezanı aslı üzere “Allahü Ekber” diyerek okur. Kameti de yine aynı şekilde aslı üzere aldırır. Bunu büyük bir suç sayan günün idarecileri Bediüzzaman’ın cemaatini mescidde yakalayıp doğruca Eğridir’e götürürler, bir sürü sorgu-sualden sonra serbest bırakılar.

1934 senesinde Barla’dan alınarak vilayet olan Isparta’ya getirilen Said Nursi, bu defa da burada ikamete mecbur edilir. Ancak aradan bir sene geçer geçmez, yeni bir baskın yapılır. Bazı Nur Talebeleri evlerinden, bazıları da Bediüzzaman’la birlikte iken derdest edilerek doğruca Eskişehir’e götürülerek tevkif edilirler.

Suç mu?.. Onu hiç sormayın. Rejim aleyhinde bulunmak, rejimin temellerini yıkmak. Halbuki, Bediüzzaman gerçekten de bir temel yıkıyordu, ama bu devletin değil, küfrün temeliydi. Küfrün temelini yıkma yolunda eserler yazıyor, imansızlığın temelini yıkıp, yerine Allah’a, Peygambere, âhirete iman inancını kökleştiriyordu. Nitekim eserleri de meydandaydı. Haşir Risalesinin bir manası da, öldükten sonra dirilmeye iman risalesi demekti. Bununla rejimi yıkma arasındaki münasebet neydi? Ancak, Ramazan ayı hakkında yazılmış risalenin üzerindeki “Ramazan’a aittir” yazısını okuyunca “Ramazan” adında bir masumu yakalayıp hapsettirecek kadar cahilleşen bir zihniyeti görünce, insanın ne türlü idrak ve iz’anla karşı karşıya olduğunu anlaması biraz daha kolaylaşmaktadır.

Eskişehir hapsinde on bir ay bekletilen Said Nursi tahliye edilir edilmez bir başka cezaya daha mâruz bırakılarak bu defa da Kastamonu’ya sürgün edilir. Ne var ki, her ceza, her zulüm, hizmet aşkının üzerine çakılan bir perçin hükmünü alır. Üstad Kastamonu’da da Eskişehir hapsinde te’life başladığı “Şualar” adlı eserine devam eder. Bu arada sorgu sualler de devam eder. Ziyaretine gelenler kontrol altına alınır, giriş-çıkışlar önlenir. Ne varki baskılar arttıkça İlâhî ilhamlar da artar, te’sirini ziyadeleştirir.

18 Eylül 1944’te Bediüzzaman’ın Kastamonu’daki evi aranır, kıyıda köşede ne varsa el konur. El yazması eserler büyük bir suç delili gibi müsadere edilerek götürülür. Hemen arkasından yeni bir zulüm ve ceza daha başlatılır. Bu sebeple aramadan iki gün sonra 20 Eylül’de Kastamonu’daki evinden alınır, otobüsle Ankara’ya götürülür. Ankara valisi Nevzat Tandoğan, Üstada hürmetsizlikte bulunur, sarığını çıkartıp, giyim-kuşamına müdahele etmek ister. Üstadın cevabı sert ve keskin olur:

“Bu sarık, bu başla birlikte çıkar.”

Ankara’dan tekrar Isparta’ya götürülen Üstad, oradan da Denizli’ye götürülerek tevkif edilir.

Burada tam dokuz ay kalan Bediüzzaman, iki Cuma günü hapishanede Meyve Risalesi’ni te’lif eder. Bu eser Risale-i Nur’un özetini teşkil eden bir mahiyet arz eder.

15 Haziran 1944’te yüz yirmi altı talebesiyle bu Denizli Mahkemesinde beraet eden Üstad, dokuz aylık mevkufiyetten sonra tahliye edilir. Denizli’de bir buçuk ay kadar kalır. Ağustos ayında Ankara’dan yeni bir zulüm emri gelir:

“Bediüzzaman herhangi bir vatandaş gibi istediği yerde ikamet edemeyecektir. Bundan böyle Emirdağ’da ikamete mecburdur.”

Hangi suçtan, hangi karışma ve karıştırma hadisesinden vatandaşlık hakkı elinden alınır, ondan açıkça bahsedilemez. Çünkü Bediüzzaman’ın hiçbir dünyevî hadiseye, siyasî vak’aya karıştığı, karıştırdığı yoktur. Onun bir tek davası vardır. O da, yazdığı eserlerle Müslümanların imanının kurtarılması, birer Müslüman gibi düşünüp Müslüman gibi yaşama şevklerini tekrar ihya etmesidir. Korku ve telaşın tek sebebi budur. Bir imanî ihyanın başlaması.

Yoksa hayatta kendi başına evi, ailesi, çoluk-çocuğu bulunmayan, sadece âlem-i İslâm’ı evi, bütün Müslümanları manevi evladı bilen, fikren ve zihnen sadece bunlarla meşgul olarak bunların derdiyle hemdert olup, bunların sevinç ve saadetleriyle mes’ud olan bir maneviyat büyüğünün şahıslarla, makamlarla, mevkilerle ne alâkası olabilir? Hangi dünyevî makam ve mevki onun gözünü, gönlünü doyurur, dikkatini çeker?.. Bunu her vicdan sahibi bilir.

Emirdağ’da başlayan mecburî ikametleri sırasında Bediüzzaman’ı yine rahat bırakmadılar. Sivil polislerin biri gider, biri gelir. Çeşitli kılık kıyafetle memurlar göndererek rahatsız etmeye devam ederler.

Bir ara Aralık 1947’de Afyon’dan gönderilen üç sivil polis, belediye elektrik teknisyeni kılığında Emirdağ’da Bediüzzaman’ı takibe başlarlar. Ancak, Bediüzzaman onları daha ilk günlerde evine çağırır, biri gelir. Üstad ona ikramlarda bulunur ve kendilerine teminat verir:

“Biz manevî asayiş memurlarıyız. Siz de maddî asayiş memurlarısınız. Bizim eserlerimizi okuyanlardan kimseye zarar gelmez. Çünkü onların kalp ve gönüllerine birer asayiş bekçisi dikilmiştir.”

Sivil polisler buna rağmen Nur Talebelerini tesbite devam ederler. Üstadla kimlerin görüştüğünü, eserlerini kimlerin okuyup, hizmetine kimlerin destek olduğunu tesbit ederler.

Her şeyden habersiz işinde gücünde bulunan Nur Talebeleri bir ay gibi kısa bir zamandan sonra birer birer toplanır. Afyon’a Üstadlarıyla birlikte getirilir. Bu arada Isparta, Denizli, Aydın, Afyon, Kastamonu ve İnebolu’dan topladıkları Nur Talebelerini de Afyon’da birleştirerek müşterek bir suç isnadında bulunmaya gayret ederler.

- Siyasî cemiyet kurmak.

- Rejime aykırı fikirler neşretmek.

- Siyasî gaye gütmek…

75 yaşındaki Bediüzzaman bu hapiste de gerileme emareleri göstermez, yine sabır, yine sebat ve yine te’lifata devam azim ve kararlılığında ısrar eder. Nitekim hasta olduğu halde Nur Risalelerinin son parçalarını teşkil eden On beşinci Şuâ olan Elhüccetü’z-Zehra’yı Afyon Hapishanesinde te’lif eyler. Diğerlerinde olduğu gibi bu eserlerinde de sarsılan, Allah’a iman inancını kâinata ve çevreye bakarak kuvvetlendirir. Aklî, naklî delillerle, fennî ve mantıkî bilgileri açıkça kullanarak, insanın bütün lâtifelerini tatmin eden izahlar yapar.

Böylece Bediüzzaman’ın ne ile uğraştığı, onunla uğraşanların ise neye mâni olmaya çalıştıkları apaçık meydana çıkmış olur.

Bediüzzaman’ın hapishanelerde de olsa eserler yazarak sarsılan imanları kuvvetlendirme gayreti devam ederken, mevkuf bulundukları bu Afyon Mahkemesinde mahkum edilme cihetine gidilir. Temyiz ise bu mahkumiyeti bozar, daha önce Denizli Mahkemesinde beraat alan eserlerin yeniden mahkumiyeti uygun görülmez.

Denizli Mahkemesinin beraat kararına uymak gerektiğine işaret edilir. Ne var ki, tahliye işi uzatılır, hatta yirmi aylık ceza çekildikten sonra ancak tahliye kararı çıkartılır. Bu da ne zaman, hangi saatte? Gecenin tam yarısında ve karanlığın zifirinde. Maksat, hadiseyi kimseye duyurmamak, büyük çapı bulacak karşılamaları önleyip, dinî havanın canlanmasına engel olmak…

Tanıyanların Dilinden uygulamada, çevrimdışı

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir