İlmi Hazmetmek ve Lisan-I Hali Konuşturmak

Hizmet Düsturları · Sayfa 248

KitapHizmet Düsturları
Sayfa248–250
SeviyeAlt başlık

Hizmet Düsturları kitabının "İlmi Hazmetmek ve Lisan-I Hali Konuşturmak" bölümü 248. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Hizmet Düsturları.

59. Düstur

İlmi Hazmetmek Ve Lisan-ı Hali Konuşturmak

Hazmolmayan İlim Telkin Edilmemeli

İlmi akıldan kalbe geçirmek gerekir. İlim ile amil olmak sonra telkin etmek gerekir.

-Hakikî mürşid-i âlim koyun olur,kuş olmaz; hasbî verir ilmini.

Koyun verir kuzusuna hazmolmuş musaffâ sütünü.

Kuş veriyor ferhine lüab-âlûd kayyını.

Âlim-i mürşid koyun olmalı,kuş olmamalı.

Koyun kuzusuna süt,kuş yavrusuna kay verir.

Zulmetli münevverler bu sözü bilmeliler:

Ziya-yı kalbsiz olmaz nur-u fikir münevver.

O nur ile bu ziya mezcolmazsa zulmettir, zulüm ve cehli fışkırır. S. 705

- Nur-u fikir, ziya-yı kalb ile ışıklanıp mezcolmazsa, zulmettir, zulüm fışkırır. Gözün muzlim nehar-ı ebyazı, muzii (Haşiye) leyle-i süveyda ile mezcolmazsa basarsız olduğu gibi,fikret-i beyzada süveyda-i kalb bulunmazsa, basiretsizdir.

İlimde iz'an-ı kalb olmazsa, cehildir.İltizam başka, itikad başkadır.

Âlim-i mürşid, koyun olmalı; kuş olmamalı. Koyun, kuzusuna süt; kuş, yavrusuna kay verir. M. 471

-Ben zannederim ki, bu milletin perişaniyetine fazla cehaletten ziyade,nur-u kalb ile müterafık olmayan fazla zekâvet-i betra tesir etmiştir. Sti. 63

-Hz. Üstad'ın yeğeni Abdurrahman diyor ki: Amcam Bediüzzaman bir müddetten beri akıl ile değil sırf kalb ile mesaile müteveccih oluyor.Kalbine vazıhan bir şey zuhur etse, bana yazdırıyor ve diyor: "İlim odur ki kalbde yerleşsin. Yalnız akılda olsa insana mal olmuyor."

Hem de diyor ki: "Şu mesail yalnız kavaid-i ilmiyye değil, belki vicdanen esas ittihaz ettiğim bazı desatir-i kalbiyyemdir.Ab. 634

-Hem iman yalnız ilim ile değil, imanda çok letaifin hisseleri var.

Nasılki bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif a'saba, muhtelif bir surette inkısam edip tevzi olunuyor.İlim ile gelen mesail-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecata göre ruh, kalb, sırr, nefis ve hâkeza letaif kendine göre birer hisse alır, masseder.Eğer onların hissesi olmazsa, noksandır. M. 331

İLİM NASIL HAZMEDİLİR

Sayfa 249

İlim tahayyül tasavvur taakkul mertebesinden geçip tasdik iz'an iltizam itikad mertebesine ulaşırsa hazmedilmiş olur.

-Dimağda merâtib-i ilim muhtelifedir, mültebise

Dimağda merâtip var, birbiriyle mültebis, ahkâmları muhtelif.

Evvel tahayyül olur, sonra tasavvur gelir. Sonra gelir taakkul, sonra tasdik ediyor, sonra iz'an oluyor, sonra gelir iltizam, sonra itikad gelir.

İtikadın başkadır, iltizamın başkadır. Herbirinden çıkar bir hâlet.

Salâbet itikaddan,Taassup iltizamdan,imtisal iz'andan,tasdikten iltizam,taakkulde bîtaraf,bîbehre tasavvurda,tahayyülde safsata hâsıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir.

Bâtıl şeyleri güzel tasvir etmek, her demde, sâfi olan zihinleri cerhtir, hem idlâli. S. 706

Yukarıdaki cümlede ifade edilen ilmin hangi mertebede neyi netice verdiğini şöyle şemalandırabiliriz.

Tahayyül safsata

Tasavvur bîbehre

taakkul bîtaraf,

tasdik iltizam

iz'an imtisal

iltizam taassup

itikad salâbet

- Bir suale cevab olarak yazdığım bir fıkrayı, size de faidesi olur ihtimaliyle beyan ediyorum:

Evliya divanlarını ve ülemanın kitablarını çok mütalaa eden bir kısım zâtlar taraflarından soruldu: "Risale-i Nur'un verdiği zevk ve şevk ve iman ve iz'an onlardan çok kuvvetli olmasının sebebi nedir?"

……..

Hem Risalet-ün Nur,en evvel tercümanının nefsini iknaa çalışır, sonra başkalara bakar.Elbette nefs-i emmaresini tam ikna' eden ve vesvesesini tamamen izale eden bir ders,gayet kuvvetli ve hâlistir ki, bu zamanda cemaat şekline girmiş dehşetli bir şahs-ı manevî-i dalalet karşısında tek başıyla galibane mukabele eder.

Hem Risalet-ün Nur, sair ülemanın eserleri gibi, yalnız aklın ayağı ve nazarıyla ders vermez ve evliya misillü yalnız kalbin keşf ü zevkiyle hareket etmiyor; belki akıl ve kalbin ittihad ve imtizacı ve ruh vesair letaifin teavünü ayağıyla hareket ederek evc-i a'lâya uçar; taarruz eden felsefenin değil ayağı, belki gözü yetişmediği yerlere çıkar; hakaik-i imaniyeyi kör gözüne de gösterir. K. 11

Lisan-ı Halin Lisan-ı Kalden Üstünlüğü

-Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalâtını ef'alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslâmiyet'e girecekler. Belki küre-i arzın bazı kıt'aları ve devletleri de İslâmiyet'e dehalet edecekler. Em. 142

Kader-i İlahî adaleti bizleri Denizli Medrese-i Yusufiyesine sevketmesinin bir hikmeti, her yerden ziyade Risale-i Nur'a ve şakirdlerine hem mahpusları, hem ahalisi, belki hem memurları ve adliyesi muhtaç olmalarıdır. Buna binaen, biz bir vazife-i imaniye ve uhreviye ile bu sıkıntılı imtihana girdik.

Evet yirmi-otuzdan ancak bir-ikisi ta'dil-i erkân ile namazını kılan mahpuslar içinde birden Risale-i Nur şakirdlerinden kırk-ellisi umumen bilâ-istisna mükemmel namazlarını kılmaları,lisan-ı hal ile ve fiil diliyle öyle bir ders ve irşaddır ki,bu sıkıntı ve zahmeti hiçe indirir, belki sevdirir.

Ve şakirdler ef'alleriyle bu dersi verdikleri gibi, kalblerindeki kuvvetli tahkikî imanlarıyla dahi buradaki ehl-i imanı ehl-i dalaletin evham ve şübehatından kurtarmalarına medar çelikten bir kal'a hükmüne geçeceğini rahmet ve inayet-i İlahiyeden ümid ediyoruz.

Buradaki ehl-i dünyanın bizi konuşmaktan ve temastan men'leri zarar vermiyor.

Sayfa 248   Okuyucuda devam et

Hizmet Düsturları uygulamada, çevrimdışı

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir