Muhâkemât Dersleri — Sayfa 305

Muhâkemât Dersleri

Muhâkemât Dersleri kitabının 305. sayfası — Muhâkemât Dersleri bölümü. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; metin aşağıda basılı nüsha görünümüyle.

duyularıyla ulaştıklarını aklın hakemliğine müracaat etmeden hemen kabul ederse aldanır ve aldatır. Gazzâlî, mahsusat ve makulata şöyle dikkat çeker:

"Göz büyüğü küçük görür. Mesela güneşi bir kalkan kadar, yıldızları mavi halı üzerine saçılmış altın paralar şeklinde görür. Akıl ise, yıldızların ve güneşin dünyadan kat kat büyük olduğunu idrak eder. Keza, göz, yıldızları hatta hemen önündeki gölgeyi hareketsiz görür. Çocuğu büyümüyor algılar. Akıl ise, çocuğun büyümekte olduğunu, gölgenin daima hareket ettiğini, yıldızların her an nice mesafelik yol aldığını idrak eder."

Vehmiyyât,vehim gücünün doğru kabul ettiği hükümleri ifade eder. Bunların doğru veya yanlış olması muhtemel olmakla beraber, bu kavram daha çok yanlış olanlarda kullanılır. Bu sebeple vehimlerle hareket etmek ve hüküm vermek, safsatanın en önemli kaynaklarından biri olarak görülür. Vehmin gösterdiği sonuçları kontrol etmenin yolu, akıl ve dindir.

Bedîhiyyât ise, zihnin herhangi bir fikrî ve amelî çaba harcamadan kendiliğinden apaçık kavradığı önermelerdir. Genellikle nazariyyâtın mukabili olarak için kullanılır. Zihnin doğrudan tasavvur ettiği doğruluğu apaçık hükümlere bedîhiyyât; istikrâ, istidlâl gibi yöntemlerle düşünüp başka önermeler aracılığıyla ulaştığı hükümlere nazariyyât denir. Mesela "Eşya vardır", "Bütün, parçasından büyüktür" gibi hükümler gayet bedihidir. Ama ruhun varlığı ve mahiyeti hakkında söylenenler nazaridir, yani tefekkürü ve akıl yürütmeyi gerekli kılar.

Not:Gerek Muhakemâtın Türkçesinde gerekse Arapçasında "üçüncü belâ" yer almamıştır.

Dördüncü belâ ki; ehl-i zâhiri teşviş eder; imkân-ı vehmîyi, imkân-ı aklî ile iltibas ettikleridir. Hâlbuki imkân-ı vehmî, esassız olan ırk-ı taklitten tevellüd ile safsatayı tevlid ettiğinden, delilsiz olarak her biri bedîhiyatta bir "belki," bir "ihtimal," bir "şekke" yol açar. Bu imkân-ı vehmî, galiben muhakemesizlikten, kalbin zaaf-ı âsâbından ve aklın sinir hastalığından ve mevzu ve mahmulün adem-i tasavvurundan ileri gelir.

Hâlbuki imkân-ı aklî ise, vacip ve mümteni olmayan bir maddede, vücut ve ademe bir delil-i kat'îye dest-res olmayan bir emirde tereddüt etmektir. Eğer delilden neşet etmiş ise makbuldür; yoksa muteber değildir.

Bu imkân-ı vehmînin ahkâmındandır ki, bazı vehhamlar diyor: "Muhtemeldir, bürhanın gösterdiği gibi olmasın. Zira akıl her bir şeyi derk edemez. Aklımız da buna ihtimal verir.

Muhâkemât Dersleri uygulamada, çevrimdışı

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir