Ezanın Meşru Kılınması

Peygamberimizin Hayatı · Sayfa 366

KitapPeygamberimizin Hayatı
Sayfa366–367
SeviyeAlt başlık

Peygamberimizin Hayatı kitabının "Ezanın Meşru Kılınması" bölümü 366. sayfada başlar. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; bölümün metni aşağıda basılı nüsha görünümüyle verilmiştir. Kitabın tamamı: Peygamberimizin Hayatı.

Efendimiz elini üstüne koydu ve, "İstersen seni daha önce bulunduğun bahçeye göndereyim; köklerin tekrar bitsin, hilkatin tamamlansın, yaprak ve meyvelerin yenilenip tazelensin. Ve eğer istersen, evliyaullahın meyvenden yemesi için seni Cennet'e dikeyim." diye sordu.

Kuru ağaç, arzusunu şöyle dile getirdi:

"Beni Cennet'e dik ki, meyvelerimden Cenâb-ı Hakk'ın sevgili kulları yesin. Hem orası öyle bir mekândır ki orada çürüme yoktur; beka bulayım!"

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem, arzusunu yerine getirdiğini ifade buyurdu ve sonra da ashabına dönerek şu dersi verdi:

"Ebedî âlemi, fânî âleme tercih etti!"474

471 Bediüzzaman Said Nursî, Mektûbat, s. 134.

472 Ibni Sa'd, Tabakat, c. 1, s. 252.

473 Bediüzzaman Said, Nursî, A.g.e., s. 135.

474 Bediüzzaman Said Nursî, A.g.e., s. 135.

Ezanın Meşru Kılınması

(Hicret'in 1. senesi/Milâdî 622)

Mekke'de iken Müslümanlar ibâdetlerini gizlice yapıyorlar, namazlarını kimsenin göremeyeceği yerlerde kılıyorlardı. Dolayısıyla, orada namaza açıktan davet etmek gibi bir mesele söz konusu olamazdı.

Ancak, Medine'de manzara tamamıyla değişmişti. Dinî serbestiyet vardı. Müslümanlar rahatlıkla ibâdetlerini îfa ediyorlardı. Din ve vicdanları baskı altında bulunmuyordu. Müşriklerin zulüm, eziyet ve hakaretleri de mevzubahis değildi.

Mescid-i Nebevî inşa edilmişti. Fakat, Müslümanları namaz vakitlerinde bir araya toplayacak bir davet şekli henüz tesbit edilmemişti. Müslümanlar gelip vaktin girmesini bekliyorlar, vakit girince namazlarını eda ediyorlardı.475

Peygamberimizin Ashabla İstişaresi

Resûl-i Ekrem, bir gün, Ashab-ı Kiram'ı toplayarak, kendileriyle "nasıl bir davet şekli tesbit etmeleri gerektiği" hususunu istişare etti. Sahabîlerin bazıları, Hıristiyanlarda olduğu gibi çan çalınmasını, diğer bir kısmı Yahudiler gibi boru öttürülmesini, bir kısmı da Mecûsîlerinki gibi namaz vakitlerinde ateş yakılıp yüksek bir yere götürülmesini teklif etti.

Peygamber Efendimiz, bu tekliflerin hiçbirini beğenmedi.476

O sırada Hz. Ömer söz aldı ve, "Yâ Resûlallah! Halkı namaza

Sayfa 367

çağırmak için neden bir adam göndermiyorsunuz?" dedi

Resûl-i Ekrem, o anda Hz. Ömer'in teklifini uygun gördü ve Hz. Bilâl'e, "Kalk yâ Bilâl, namaz için seslen!" diye emretti.

Bunun üzerine Hz. Bilâl, bir müddet Medine sokaklarında, "Esselâ! Esselâ! [Buyurun namaza! Buyurun namaza!]" diye seslenerek Müslümanları namaza çağırmaya başladı.477

Abdullah B. Zeyd'in Rüyası

Aradan fazla bir zaman geçmeden, ashabtan Abdullah b. Zeyd bir rüya gördü. Rüyasında, bugünkü ezan şekli kendisine öğretildi.

Hz. Abdullah, sabaha çıkar çıkmaz, sevinç içinde gelip rüyasını Peygamber Efendimize anlattı. Resûl-i Ekrem, "İnşallah bu, gerçek bir rüyadır!" buyurarak davetin bu şeklini tasvip etti.478

Hz. Abdullah, Resûl-i Ekrem'in emriyle, ezan şeklini Hz. Bilâl'e öğretti. Hz. Bilâl, yüksek ve gür sedasıyla Medine ufuklarını ezan sesleriyle çınlatmaya başladı:

Aynı Rüyayı Görmesi

Medine ufuklarının bu sadâ ile çınladığını duyan Hz. Ömer, heyecan içinde evinden çıkarak, Resûl-i Ekrem'in huzuruna vardı. Durumu öğrenince, "Yâ Resûlallah! Seni hak dinle gönderen Allah'a yemin ederim ki, Abdullah'ın gördüğünün aynısını ben de görmüştüm!" dedi.

Peygamberimiz, iki kişinin aynı şeyi görmesinden dolayı Allah'a hamd etti.479

İslâm'ın ne derece fıtrî ve nezih bir din olduğunu, bu davet şeklinin tesbitinden de anlıyoruz! Ruhsuz, mânâsız, heyecansız ve tatsız çan çalmak, boru öttürmek veya ateş yakmak nerede; yeryüzünde "tevhid" ulvî hakikatini ilân eden, Resûl-i Ekrem'in peygamberliğini haykıran ve dolayısıyla îman esaslarının tamamını halka duyuran mânâ ve kudsîyet dolu "ezan" şekli nerede?

"Hukuk-u Şahsîyye [Şahsî Hukuk]" ve "Hukuk-u Umumîyye [Umumî Hukuk]" adıyla iki nevi hukuk olduğu gibi, şer'î meseleler de iki kısımdır. Bir kısmı, şahıslarla ilgilidir, ferdîdir; diğer kısmı umuma, umumiyet itibarıyla taallûk eder. Onlar "Şeair-i İslâmiyye" diye tâbir edilir.

Şeair-i İslâmiyye'nin en büyüklerinden biri de, işte bu, Hicret'in 1. senesinde meşru kılınan ve "şehâdetleri dinin temeli" olan ezandır. Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin "Şeair-i İslâmiyye" ile

Sayfa 366   Okuyucuda devam et

Peygamberimizin Hayatı uygulamada, çevrimdışı

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir