Nur'un İlk Kapısı — Sayfa 101
Onüçüncü Ders
Nur'un İlk Kapısı kitabının 101. sayfası — Onüçüncü Ders bölümü. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; metin aşağıda basılı nüsha görünümüyle.
ile yazıp öyle müzeyyen ve münakkaş etmişti ki; o Kur'ân'ı, kıraatını bilen ve bilmeyen herkes temâşâ edip istihsân ederdi. Fakat o Kur'ân'ın mânasındaki zînet ve güzellik, zâhirî zînetinden milyon mertebe daha âlî, daha gâlî; belki nisbet kabul etmez derecededir. O hâkim, şu musanna' ve murassa' Kur'ân-ı Hakîm'i, bir ecnebî feylesofa ve bir müslüman âlime gösterdi. Ve emretti ki: "Herbiriniz buna dair birer eser yazınız."
Herbiri, o Kur'ân'a dair birer kitap te'lif etti.
Fakat feylesofun kitabı, yalnız hurufun nakışlarından ve münasebetlerinden ve vaziyetlerinden ve cevherlerinin hâsiyetlerinden ve tarifatından bahseder. Mânasına hiç ilişmez. Zira o ecnebî adam, Arapça okumasını hiç bilmez. Hattâ o müzeyyen Kur'ân'ın, kitap olduğunu bilmiyor. Ve ona münakkaş bir antika nazarıyla bakıyor. Lâkin o ecnebî feylesof, her ne kadar Arapça bilmiyor; fakat iyi bir mühendistir, güzel bir musavvirdir, mahir bir kimyagerdir, sarraf bir cevhercidir.
Amma müslüman âlim ise; ona baktığı vakit, o Kitâb-ı Mübin'dir, Kur'ân-ı Hakîm'dir anladı. Tezyinât-ı zâhirîsine ehemmiyet vermedi. Hurufunun nakışlarıyla iştigal etmedi. Belki öyle bir şey ile meşgul oldu ki; ötekinin
Nur'un İlk Kapısı uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir