Nur'un İlk Kapısı — Sayfa 102
Onüçüncü Ders
Nur'un İlk Kapısı kitabının 102. sayfası — Onüçüncü Ders bölümü. Yukarıdaki okuyucu bu sayfadan açılır; metin aşağıda basılı nüsha görünümüyle.
mes'elelerinden milyon mertebe daha âlî ve daha gâlî, daha latîf, daha şerif, daha nâfi', daha câmi'... Çünkü o müslüman âlim, o Kur'ân'ın perde-i nukuşu altında olan hakâik-i kudsiyesinden ve envâr ve esrarından bahsederek bir güzel tefsir yazdı.
Sonra, ikisi de eserlerini hâkime takdim ettiler. Hâkim, evvel feylesofun eserine baktı gördü ki: O hod-pesent, tabiat-perest adam çok çalışmış; fakat hiç hikmetini ve mânasını anlamamış. Belki karıştırmış. Ona karşı hürmetsizlik, belki edepsizlik etmiş. Mânasız nukuş zannederek, kıymetsizlik ile tahkir etmiş. Hâkim dahi eserini başına vurdu. O feylesofu huzurundan çıkardı.
Sonra öteki âlimin eserine baktı, gördü ki: Gayet güzel nâfi' bir tefsirdir ve hakîmâne ve mürşidâne bir te'liftir. "Âferin!" dedi. "İşte âlim ve hakîm buna derler. Öteki, haddinden tecâvüz etmiş bir san'atkârdır."
Eğer temsili fehmettin ise, bak hakikatı gör:
Amma o müzeyyen Kur'ân ise, şu musanna' kâinattır. O hâkim ise, Hakîm-i Ezelî'dir. O iki adam ise; birisi, yâni ecnebîsi, ilm-i felsefedir ve hükemasıdır. Diğeri, Kur'ân ve tilmizleridir. Kur'ân-ı Hakîm, şu Kur'ân-ı azîm-i kâinatın bir müfessiridir, bir tercümanıdır.
Nur'un İlk Kapısı uygulamada, çevrimdışı
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir